G. I. Joe: Kobra’nın Yükselişi
G. I. Joe ekibi, Mısır çöllerinden, kutup buzullarının altındaki sulara varana kadar her yerde en gelişmiş casusluk ve askeri ekipmanları kullanarak, yozlaşmış silâh satıcısı Destro ile gizemli Cobra örgütünün dünyayı kaosa sürüklemesine engel olmaya çalışıyor.
Bir önceki ortak çalışmaları TRANSFORMERS ile dünya çapında büyük bir gişe başarısı sağlayan Paramount Pictures ve Hasbro, yine olağan üstü bir macera-aksiyon filminde bir araya geliyor: “G. I. Joe: The Rise of Cobra.” G. I. JOE ekibi, Mısır çöllerinden, kutup buzullarının altındaki sulara varana kadar her yerde en gelişmiş casusluk ve askeri ekipmanları kullanarak, yozlaşmış silah satıcısı Destro ile, gizemli Cobra örgütünün dünyayı kaosa sürüklemesine engel olmaya çalışıyor. “G. I. Joe: The Rise of Cobra.”nın yönetmenliğini Stephen Sommers (”The Mummy”, “The Mummy Returns”) yapıyor.
Tür : Gerilim / Bilim Kurgu / Aksiyon
Gösterim Tarihi : 7 Ağustos 2009
Yönetmen : Stephen Sommers
Senaryo : Stuart Beattie , David Elliot , Paul Lovett
Görüntü Yönetmeni : Mitchell Amundsen
Müzik : Alan Silvestri
Yapım : 2009, ABD , 107 dk.
Oyuncular : Adewale Akinnuoye-Agbaje (Heavy Duty) , Christopher Eccleston (Destro) , Joseph Gordon-Levitt (Cobra Commander) , Byung-hun Lee (Storm Shadow) , Sienna Miller (The Baroness) , Rachel Nichols (Shana ‘Scarlett’O’Hara)
Alis Harikalar Diyarı’nda
Hepimizin çocukluk yıllarında dinlediği harika bir masal.En tatlı uykularımızı yaşadığımız en güzel hikayelerden biri daha film haline geldi.Ve sadece çocukları değil büyükleri de ilgilendirecek kadar güzel bir animasyonla.Film için çok emek verildi,aylarca üstünde çalışıldı ve sonunda bir stüdyo filmi olarak karşımıza çıktı…
Walt Disney Pictures ve yenilikçi yönetmen Tim Burton’dan epik bir 3D (3 Boyutlu) formatında fantastik macera Alis Hariklar Diyarında geliyor, tüm zamanların en çok sevilen masallarından birinin büyülü ve düşsel değişimi. Johnny Depp Çılgın Şapkacı ve Mia Wasikowska küçük bir kız olarak ilk kez karşılaştığı garip dünyaya geri dönen, çocukluk arkadaşları Beyaz Tavşan, Tweedledee ve Tweedledum, Fare, Tırtıl, Cheshire Kedisi ve elbette Çılgın Şapkacı’yla yeniden bir araya gelen 19 yaşındaki Alis rolünde. Alis gerçek kaderini bulmak için fantastik bir yolculuğa çıkar ve Kupa Kraliçesi’nin korku krallığına son verir.
Aklı Havada filmi Up in The Air
Aklı Havada filmini izle izlettir, Aklı Havada filmi George Clooney başrollerde oynaması ve son zamanlarda dram komedi tarzı filmlerin paylama yapmasıyla beraber Aklı Havada filmi sinema severler tarafından heyecan ile bekleniyor.
Aklı Havada filmi yönetmeni Jason Reitmen filmi kitapdan uyarlanması ve tahmin edilene göre filmde başlarda romantik komedi havası verilip daha sonra drama kaçıcaktır.George Clooney filmleri herzamankı gibi yine merakla bekleniyor.
Aklı Havada filmi konusu:
Filmde George Clooney’in canlandırdığı Ryan Bingham karakteri neredeyse bütün iş yaşamı şehirden şehire iş seyahatlerinden ibaret olan düşük maaşlı bir şirket elemanıdır. Çalıştığı şirketin seyahat bütçesini küçültmesi üzerine Ryan Bingham kendini hiç beklenmedik bir mücadele içinde bulur.
Tam da yıllardır ulaşmaya çalıştığı 5 milyon uçuş mili hedefine ulaşmak üzereyken…
Üstelik rüyalarını süsleyen seyahat tutkunu kadınla yeni tanışmışken, çalıştığı şirket tasarruf önlemlerini gerekçe göstererek, bundan sonra daha az seyahat etmesini uygun bulmaktadır
Robin Hood
30 Aralık 2009 Yazan admin
Kategori Online Film izle
Ingilizlerin unlu kahramani zenginden calan! (alan) ve fakirlere dagitan, Sherwood ormanlarinda yasayan Robin Hood’un yeni bir versiyonu yapımına başlanan 2010 kasim ayinda Amerika’da vizyona girecek. Henuz yapim asamasinda olan filmin cekimlerine Ingiltere’de devam ediliyor. Robin Hood’un ask versiyonun nasil olacagi merak konusu. 2010 kasim ayini bekleyip gorecegiz. Ismi simdilik Nottingham olan bu yapim ile ilgili genis detaylara asagiya tiklayarak ulasabilirsiniz.
Russell Crowe’un da filmde nasil bir performans gosterecegi de simdiden tartisilan konulardan birisi
Sex and the City 2 online izle
30 Aralık 2009 Yazan admin
Kategori Online Film izle
2008 yazının hit film “Sex and the City”nin devam filmi“Sex and the City 2,”de, Sarah Jessica Parker, Kim Cattrall, Kristin Davis ve Cynthia Nixon, dört iyi arkadaşı canlandırdıkları ilk filmdeki rollerini tekrar üstlendiler. Tabi ki, bu kadınların erkekleri de tekrar aramıza dönüyorlar; Bu devam filminde Mr. Big rolünde Chris Noth, Steve rolünde David Eigenberg, Harry rolünde Evan Handler, Smith rolünde Jason Lewis, Anthony rolünde Mario Canton ve Stanford Blatch rolünde Willie Garson tekrar karşımızda olacaklar.
Sezaryende patlama
Türkiye’de sezaryen oranları artıyor. 2002′de yüzde 21-22 olan genel sezaryen ortalaması bu yıl yüzde 47.43′e yükseldi.
İller sıralamasında yüzde 70.50 ile Edirne birinci. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) öngördüğü yüzde 15-20′lik rakamın bile altına düşen il ise, Türkiye’de yüzde 13.04 oranıyla sezaryenin en az yapıldığı Ağrı oldu. Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof.Dr. İsmail Mete İtil, “Sezaryenlerin tek sorumlusu meslektaşlarım değil. Altyapıdan ebe sayısına, performan uygulamasından ceza kanununa kadar pek çok neden var” dedi.
Tam gün yasası konusunda Sağlık Bakanlığı’yla karşı karşıya gelen kadın doğumcular, artan sezaryen oranlarının aşağıya çekilmesi konusunda bakanlıkla ortak çalışma yapıyor. Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof.Dr. İtil, üç büyük ilde yüksek sezaryen oranlarını değerlendirme toplantıları düzenlediklerini, bunlara da Bakanlık yetkililerinin katıldığını söyledi. İzmir’deki toplantıda Türkiye’deki sezaryen oranları il il ortaya kondu. 2009 sezaryen ortalaması 47.43 olan Türkiye’de ilk doğumda sezaryen ortalamasının yüzde 60′ın üzerine çıktığı saptandı.
ÜÇ BÜYÜK KENTTE DURUM
2009 verilerine göre İstanbul’da sezaryen ortalaması yüzde 52.52, Ankara’da 46.25 ve İzmir’de yüzde 59.13 olarak belirlendi. Sezaryen oranlarında birinci olan Edirne’de her 10 kadından 7′sinin sezaryenle doğum yaptığı ortaya çıkarken, Ağrı’da ise sezaryen oranı, DSÖ’nün öngördüğü oranın altında kaldı, yüzde 13.04 olarak saptandı.
ARTIŞIN TEK SORUMLUSU DOKTOR DEĞİL
Sağlık Bakanlığı’nın ilk başta sezaryen artışından hekimleri sorumlu tutup cezalandırdığını belirten Prof.Dr. İtil, “Bakanlığın ilk uygulamaları kadın doğum uzmanlarını cezalandırma niteliğindeydi. Geçen yıl yüksek sezaryen oranı olan hastanelerdeki hekimler görev yaptıkları yerlerden alınıp onur kırıcı bir şekilde Ankara’ya çağrılıyor ve normal doğum eğitimi verildiği belirtiliyordu. Normal doğumu bilmeyen kadın doğum uzmanı olur mu? Bunun yanlış olduğunu sonunda Sayın Bakan da kabul etti ve bir daha bu tip uygulamalara geçilmeyeceğini belirtti. Ocak ayında bu konuşmayı yaptığımızda eğitim için sırada 57 uzman vardı. Bakanlık o zaman yüzde 20 kurumsal sezaryen oranı öneriyordu. Bu orana kısa sürede inmek çok kolay değil” diye konuştu.
Prof.Dr. İtil, Türkiye’de sezaryen oranlarının özellikle 2000′li yıllardan itibaren artış gösterdiğini, sadece ülkemizde değil, dünyada da artış görüldüğünü söyledi. Türkiye’de 2002′de yüzde 21- 22 olan sezaryen oranlarının 2009′da yüzde 48′e ulaştığını, Amerika ve Avrupa ülkelerinde de sezaryen ortamalarının yüzde 25-30 arasında değiştiğini kaydeden Prof.Dr. İtil, DSÖ’nün öngördüğü yüzde 15-20′lik rakamların hiçbir ülkede tutturulamadığını ifade etti. DSÖ’nün oranlarını çok eskide kaldığını ve tartışıldığını da sözlerine ekledi.
DOĞUMU TAKİP EDİP, YAPTIRAN EBE YOK
Prof.Dr. İtil, sezaryen oranlarının ülkelerdeki sağlık sistemi, doğum sayıları, ebe sayıları ve ekonomik yapılarıyla ilişkili olduğunu kaydetti. Prof.Dr. İtil, dünyada ve Avrupa’da normal doğumları ebelerin yaptırdığını ve sorumlulunu da aldığını belirterek şöyle konuştu:
“Burada çok iyi eğitimli, doğumu baştan sona izleyebilecek, anormal bir şey varsa onu hekime bildirebilecek iyi yetişmiş ebelerden söz ediyoruz. Türkiye’de ise doğumların çoğuna hekimler girmekte, doğum yaptıran, doğumu takip eden yetişmiş ebe popülasyonunda da eksiklikler görülmektedir. Tek uzmanla nöbet tutulan ve gecede 25-30 doğum gerçekleşen doğumevleri mevcuttur. Burada bir tek uzmanın tüm doğumlara hakim olması ve yaptırması beklenemez. Türkiye’de, Amerika ve Avrupa’da eşine rastlanmayan hekim hatalarında çok ağır cezalandırmalar söz konusudur. En basit örnek Amerika’da hapis cezası yoktur, Kuzey Avrupa ülkelerinin birçoğunda yine hekimler için ağır yaptırımlar söz konusu değildir. Ve bu ülkelerde sağlık altyapısı en iyi şekilde oluşturulmuştur. Buna rağmen olan hatalarda ağır cezalar söz konusu değildir.
DOĞUM VAKALARI HEKİM HATALARINA AÇIK
Türkiye’de ise ayrı bir kategoride değerlendirilmesi gereken hekim meslek hataları ceza kanunundaki diğer suçlarla birlikte değerlendirilmektedir. Kusur ve komplikasyon ayırımı net değildir. Ve bazı hekim hataları kasıtlı ihmal adı altında bir hekimin hastaya kasten zarar verebileceği gibi bir yasal düzenleme altında incelenmektedir ki bu kabul edilemez. Yüksek Sağlık Şurası’na gelen vakaların yüzde 30-40′ını kadın doğum vakaları oluşturmaktadır. Bu dünyada da böyledir. Kadın doğum vakaları hekim hatalarına açık vakalardır, bu branşımızın özelliğidir. Dolayısıyla çok sayıda doğumun olduğu ülkemizde hekimlerin tüm doğumların takibini sağlıklı bir şekilde yapmaması, yapamama endişesi malpraktis (tıpta yanlış, özensiz tedavi) korkusunu getirmektedir. Mutlaka mesleğin şartlarını gözeten, ülkenin durumunu göz önüne alan, elbette hasta haklarını da koruyan bir malpraktis yasasına acil ihtiyaç vardır. Bu konuda Türk Jinekoloji ve Osbstetrik Derneği olarak çalışmalarımız, yasanın hazırlanmasında en büyük desteği vermeye hazırız.
Diğer bir konu ise Türkiye’de bir çok doğum evinde ve hastanede ağrısız doğum yaptırılmamaktadır. 25- 30 kişinin doğum yaptığı doğumhaneler acı çekilen, hastaların normal doğuma karşı bir görüş oluşturmasına yol açan yerler olarak görülmektedir. Yine normal doğum sonrası hastalarda bebeğin şu ya da bu şekilde zarar göreceği endişesi bulunmaktadır. Dolayısıyla normal doğumu özendirecek bir altyapının hazırlanması ve hasta eğitimi de önem taşımaktadır. Ayrıca sezaryeni tercih eden anne adayları da bulunmaktadır.”
PERFORMANSIN ETKİSİ
Prof.Dr. İtil, “Ne kadar ameliyat yaparsan o kadar çok ödeme yaparız” mantığının, performansa dayalı ödeme sisteminin, ceza yasalarının, altyapıda özellikle ebe eğitiminde ve ebelerin doğuma katılımındaki eksikliklerin giderilmemesi durumunda, sezaryen oranlarının düşmesinin beklenmemesi gerektiğini söyledi. Prof.Dr. İtil şöyle devam etti:
“Yüzde 15 gibi sezaryen oranlarına kısa sürede ulaşmayı hedeflemek ütopik olur. DSÖ’nün önerdiği rakamlar çağımıza uygun değildir. Normalin de yüzde 15′in üzerinde olması gerekir. Çünkü şunu da biliyoruz ki yüzde 5′in altında sezaryen oranlarını olan ülkelerde anne bebek ölüm oranları çok yüksektir. Ülkemizde eğer son yıllarda bebek anne ölüm oranlarında iyileşme söz konusu olduysa, bunda artan sezaryen oranlarının da payı vardır. Elbette bu oranlar yüksektir, düşürülmesi gerekir. Ülkemiz için önce yüzde 40, sonra yüzde 30′lar civarına düşebilmesi ilk aşamada yeterli olacaktır.”
Bebeğiniz neden çok ağlıyor?
Yeni doğan bebeğiniz sürekli ağlıyor, gaz sancısı nedeniyle sıkıntılı anlar yaşıyor ve kilo alamıyorsa onun bu durumunu durup değerlendirmeniz gerekiyor. Çünkü bebeklerin hemen hemen hepsinde görünebilen bu belirtiler bazen süt alerjisinin göstergesi olabiliyor.
Bebeklik döneminde en sık rastlanan gıda alerjisi, “süt alerjisi” yani “inek sütü alerjisi”dir. İnek sütündeki proteinlere karşı (özellikle beta laktalbümin) vücudun verdiği bir alerjik reaksiyondur. İnek sütünün bebeğe direk verilmesi ile olabildiği gibi, anne sütü ile beslenen bebeklerde, annenin diyetindeki inek sütü içeren gıdaların bebeğe emzirme yolu ile geçmesi sonucu da ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca çoğu hazır mamanın inek sütü proteinlerini içermesi nedeni ile, mama ile beslenen bebeklerde de alerji görülebilmektedir.
Emziren Anne Beslenmesine Dikkat Etmeli
İnek sütü alerjisi olan çocuklarda genellikle keçi sütü ve soya sütüne karşı da çapraz alerji gelişebilmektedir. Bebeğe ve anneye beslenme önerilerinde bulunurken bu konuya dikkat edilmelidir. Memorial Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Gökçe Günbey, bebeklerde görülen süt alerjisi ile ilgili bilgi verdi.
Bazen İlk 6 Ayda Bazen Daha Büyük Çocuklarda Alerji Ortaya Çıkabilir
Belirtiler bebeğe ve alerjinin ağırlık derecesine göre değişkenlik göstermektedir. Bazı bebeklerde tek bir belirti olurken, bazılarında birden fazla belirti birlikte olabilmektedir. Klinik bulgular genellikle ilk 6 ayda başlamakla birlikte, bazen daha geç yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir. Belli başlı belirtiler şunlardır:
• İlk aylarda aşırı ağlama ve ciddi gaz sancısı
• Beslenme sonrası kusmalar ve buna bağlı olarak tartı alamama
• Kanlı ve sümüksü dışkılama ve bazen de kabızlık
• Ciltte egzema tarzında kızarık ve kaşıntılı deri döküntüleri
• Geçmeyen bir hışıltı, öksürük, burun tıkanıklığı
• Tekrar eden bronşit ve/veya bronşiolit atakları
• Anafilaksi (çok nadirdir, inek sütü proteini alımından hemen sonra ( en geç ilk 1 saat içinde)gelişir. Deri döküntüsü, yüzde, dil ve ağızda şişme, solunum yollarında gelişen ödeme bağlı olarak ortaya çıkan nefes almada güçlük ve tansiyonda düşme ile birlikte görülen bir şok tablosudur. Tedavi edilmediğinde ölümcüldür.)
Genetik Faktörler Önemli
Bebekteki belirtiler ile inek sütü arasındaki bağlantı, aile ile görüşülerek sorgulanmalı ve ailede alerji öyküsü araştırılmalıdır. Fizik muayene bulguları ve aileden alınan öykü doğrultusunda inek sütü alerjisinden şüphelenilen bebeklere daha ileri tanı yöntemleri uygulanabilir.
Tanıda 3 yöntem kullanılmaktadır.
• Deri testi: Her yaşta yapılabilir, güvenilirlik yüzde 95 tir.
• Kanda inek sütüne özgü antikorların tespit edilmesi (inek sütü spesifik-Ig-E), yüzde 90 güvenilirdir.
• Eliminasyon yöntemi: İnek sütü içeren gıdalar bebeğe bir süre verilmez. Bu süre içinde mevcut belirtilerin kaybolması beklenir. Belirtiler geçtikten sonra inek sütü tekrar denenir. Belirtilerin yeniden ortaya çıkması inek sütü alerjisini destekleyecektir.
İnek Sütü Yerine Hindistan Cevizi Sütü
Anne sütü ile beslenen bebeklerde annenin tükettiği süt ve süt ürünleri emzirme yolu ile bebeğe geçerek alerjiye yol açmaktadır. Bu durumda anne sütü ile beslenmeye devam edilmesi, ancak annenin diyetinden süt ve süt ürünlerinin tamamen çıkarılması önerilmektedir. Anneyi kalsiyum eksikliğinden korumak için medikal destek önerilmeli ve diyetisyen eşliğinde beslenmesi düzenlenmelidir.
İnek sütü alerjisi olan bebeklerde soya proteini ve keçi sütü alerjisi de birlikte olabileceğinden annenin diyetinden bu grup ürünlerde çıkarılmalıdır. Tereyağı ve margarin yerine bitkisel yağlar tercih edilmeli, krema, süt tozu, sütlü bisküviler, sütlü makarnalardan kaçınılmalıdır. Pirinç sütü, yulaf sütü ve hindistancevizi sütü, inek sütü yerine kullanılabilir.
Ürün Etiketleri İyice Okunmalı
Süt birçok hazır gıda maddesinde bulunduğundan satın alırken ürün etiketi dikkatlice okunmalıdır. İçinde kazein, kazeinat, sodyum ve/veya kalsiyum kazeinat ve laktalbumin olan gıdalardan uzak durulmalıdır.
Zaman Zaman İlaç Tedavisi de Gerekebilir
Tedavide ana prensip alerjiye yol açan maddeden kaçınmaktır. Anne sütü ile beslenen bebekte annenin diyetinden süt ve süt ürünlerinin çıkarılması ile tedaviye başlanmış olacaktır. Ayrıca alerji ortadan kalkana kadar mevcut klinik bulgulara göre, bebeğe ilaç tedavisi uygulanması da gerekebilmektedir.
Özel Mamalar Tercih Edilmeli
Mama ile beslenen bebeklerde ise inek sütü proteini içermeyen mamalar tercih edilmelidir. Bu mamalar 3 grupta ele alınabilir:
1. Soya bazlı mamalar: İnek sütü alerjisi olan bebeklerin yüzde 17-47 sinde soya proteinine karşı da alerji gelişebilmektedir. Ayrıca soya bazlı mamalar 6 aydan küçük bebeklerin beslenmesinde uygun değildir. Bu nedenle inek sütü alerjisinde soya bazlı mamalar ilk tercih olmamalıdır.
2. Tam hidrolize mamalar: Özel işlemlerden geçirilerek proteinleri parçalanmış ve alerjik özellikleri yok edilmiştir. Tatları çok iyi değildir. İnek sütü alerjisinde ilk tercih edilmesi gereken mamalardır.
3. Amino asit bazlı mamalar: Tam hidrolize mamalara yanıt alınamayan yüzde 10 vakada kullanılması gerekir.
Bebek Büyüdükçe İnek Sütüne Uyum Sağlar
İnek sütü alerjisi saptanan bir bebeğe 12-18 ay süre ile inek sütü içeren gıdalar ve inek sütü bazlı mamalar verilmez, özel mamalar ile beslenmesi desteklenir. Bu sürenin sonunda tekrar inek sütü verilmeye başlanarak belirtilerin ortaya çıkıp çıkmadığı gözlenir. İnek sütünü tolere etmeye başlama süresi bebekten bebeğe değişiklik göstermektedir. Çocukların yüzde 56’ sında 1 yılda, yüzde 77’ sinde 2 yılda, yüzde 87’ sinde 3 yılda inek sütüne tolerans gelişmektedir.
Alerji saptadığımız bir bebekte inek sütünü diyetten ne kadar elimine edebilir ve bebeği bu alerjen maddeden ne kadar çok koruyabilirsek, tolerans gelişmesi ve iyileşme süreci de o kadar çabuk olacaktır.
Anne Sütü İle Beslenme Korunmada Önemli
Tüm hastalıklarda olduğu gibi inek sütü alerjilerinde de korunma çok önemlidir. Anne sütü ile beslenme korunmada esastır. Anne sütü, bebekleri alerjik astımdan koruduğu gibi, gıda alerjilerinden ve özellikle inek sütü alerjisinden de koruyucu rol üstlenmektedir. İlk 6 ay bebekleri sadece anne sütü ile beslemek, alerjen gıda ile yani inek sütü ile bebeği mümkün olduğunca geç tanıştırmak ve ilk 12-18 ay inek sütü vermemek korunmada doğru bir yaklaşım olacaktır.
İşte yaşlanmayı durduran besinler
Zamana meydan okumanın yolu sadece estetik ameliyatlardan geçmiyor. Sağlıklı beslenerek yıllara fark atabilir ve olduğunuzdan çok daha genç gösterebilirsiniz.
Vücudunuz 60′ınızda aklınıza geldiğinde herşey için çok geç olmuş olabilir. Oysa sağlıklı beslenerek olduğunuzdan 20
Nilgün Yıldız yazıyor
yaş daha genç gösterebilirsiniz. Konuyla ilgili görüştüğümüz Dr. Hasan İnsel gençlik için Akdeniz tipi beslenmenin şart olduğunu söylüyor. Düzenli sağlık kontrollerinin önemine değinen İnsel, yaşlanmayı durduracak besinler hakkında da bilgi verdi.

Beslenme ile yaşlanma gerçekten bağlantılı mıdır? Beslenmenin yaşlılık üzerinde nasıl bir etkisi vardır?
Evet, yaşlılık ile beslenme arasında gerçekten bir bağlantı vardır. Uygun ve yeterli bir beslenme tarzı ile yaşlanmanın etkileri engellenebilir, yavaşlatılabilir veya ortadan kaldırılabilir. Beslenme sadece kaliteli yaşlanma değil, kronik hastalıkların da nedeni ya da tedavisi olabilir. Örneğin yapılan son araştırmalar gösteriyor ki kanserlerin oluşmasında yanlış beslenmenin etkisi yüzde 30 gibi çok yüksek oranda. Bugün artık biliyoruz ki doğru ve bilinçli beslenme, hareketli yaşam ile birleştiğinde kilo kontrolü için en doğru yol. Kilo kontrolü de bugüne kadar bilinen en etkili antiaging önlem, yani gençliği koruyup, yılların etkilerini yavaşlatmanın ve saatleri durdurmanın en etkili yolu.
Hangi besinler ömrü uzatmaya yardımcı olur?
Antiaging diyetin genel rehberi kalori kısıtlaması yapmak ve doymuş yağ alımını azaltmak, tuz ve şeker alımını kısıtlamakla birlikte rafine edilmemiş tahılların, yağlı balıkların ve taze sebze ve meyvelerin tüketimini arttırmaktır. Bu genel önerilere ek olarak antiaging’de rol oynayan spesifik besinler vardır ve bu besinler günlük beslenmede yer almalıdır:
AVOKADO
Genellikle bir sebze gibi tüketilen bu meyve vücutta kötü kolesterol seviyelerinin azaltılmasına yardımcı olabilen faydalı tekli doymamış yağ asitlerinin iyi kaynağıdır. E vitamini deposu olarak avokado, cildin yaşlanmasını önler ve sağlıklı bir cilt yapısının oluşturulmasını sağlar. E vitamini aynı zamanda menapozal sıcak basmalarının da azaltılmasına yardımcı olur. Içeriğindeki potasyum ile ödem ve yüksek kan basıncını önler.
ORMAN MEYVELERİ
Böğürtlen, ahududu, siyah üzüm, yaban mersini gibi koyu renkli meyveler serbest radikaller ve yaşlanma ile oluşan hasarlara karşı vücudun korunmasına yardımcı olan güçlü antioksidanlardan flavonoidler olarak bilinen fitokimyasalları içerir.
LAHANAGİLLER
Lahanagiller ailesi lahana, brüksel lahanası, karnabahar, brokoli, karalahana, brüksel lahanası, turpdan oluşmaktadır. Bu sebzeler toksin ve kansere karşı vücudun savaşmasını karşı koymasını destekler. Bu sebzelerden günde en azından 100g kadar tüketilmelidir. Mümkünse çiğ veya az pişirilmiş olarak yenilmeli böylece önemli enzimleri bozulmadan kalır.
SARIMSAK
Günde 1 diş çiğ sarımsak yemek, vücudu kanser ve kalp hastalıklarına karşı korunmaya yardımcı olabilir. Sarımsağın kardiyo koruyucu etkisi tescillenmiş olmakla birlikte yapılan bazı çalışmalarda kolesterol seviyelerini azalttığı ve aspirinden daha etkili bir şekilde kanı sulandırdığı saptanmış. Farklı çalışmalarda da her gün düzenli sarımsak yiyen kişilerin kansere yakalanma riski yemeyenlere göre yüzde 50 daha az bulunmuş.
ZERDEÇAL
Zerdaçalın son zamanlarda yapılan çalışmalarda anti-inflamatuar ve antioksidan etkisi ile vücudun toksinlerle ve serbest radikallerle savaşmada önemli rolü olduğuna dair kanıtlanmış. Zerdaçalın karabiber ve zeytinyağ ile birlikte kullanılması emilimini arttırır. Salatalara 1 tatlı kaşığı kadar böyle bir karışım ile zenginleştirilebilir.
KURUYEMİŞLER
Özellikle ceviz başta olmak üzere fındık, badem, yer fıstığı, şam fıstığı gibi birçok kuruyemiş çeşidi minerallerin iyi kaynağını oluşturmaktadır. Yüksek kalorisine rağmen bunlar potasyum, magnezyum, demir, çinko, bakır ve selenyumdan zengindir. Aynı zamanda kuruyemişlerin beslenmede yer alması sindirim ve immün sistemin fonksiyonlarını arttırabilir. Bunun yanısıra kolesterol seviyelerinin de kontrol edilmesine yardımcı olur. Küflenmiş yağlı tohumlardan sakınılmalıdır.
TAHILLI GIDALAR
Tahıllar yani kompleks karbonhidratlar beslenmenin önemli bir kısmını oluşturmalıdırlar. Kepekli makarna, kepekli pirinç ve bulgur iyi bir kompleks karbonhidrattır. Posa içeriği yüksektir. Normal makarna ve pirince göre iki kat daha fazla B vitaminlerini içerirler. Bulgurun aynı zamanda protein içeriği zengindir. Şekerli ve işlenmiş gıdalar gibi basit karbonhidratlar ne kadar zararlıysa, tahıllar gibi komleks karbonhidratlar o derece yararlıdır.
Hangi besinlerden uzak durmalı?
Yağda kızartılmış ve kavrulmuş yiyecekler fazla kalorilidir
Tam yağlı süt ve süt ürünleri yerine az yağlı süt, yoğurt, peynir çeşitleri daha az doymuş yağ içerirler
Rafine edilmiş besinler (beyaz ekmek, beyaz un, beyaz pirinç gibi) glisemik indeksi yüksek olduğundan insülin direnci oluşturabilir, kilo alınmasına neden olabilir
Poğaça, börek, kek, kurabiye gibi fırıncılık ürünleri çokluk beyaz un, şeker ve yağ karışımları nedeniyle özellikle yaş ilerledikçe tolere edilmesi zorlaşır.
Şekerli içecekler içeriğindeki fazla miktarda şekerden dolayı genel sağlığa negatif etkide bulunur.
Katkı maddesi içerikli, işlenmiş yiyecekler (sosis, salam, sucuk, tütsülenmiş besinler) vücuttaki antioksidan kapasitesini azaltır.
Yaşlanmayı geciktirmek için başka neler yapılmalı?
Yaşlanmayı geciktirmek için yapılması gerekenleri beş ana başlık altında toplayabiliriz, bunlardan biri zaten yukarıda anlatılan beslenme konusudur.
1) Yıllık sağlık kontrolleri yani check-up yapılması. Doktor tarafından yapılan önerilerin aynen uygulanması.
2) Sağlık riskleri konularında bilgilenmek. Artık kişiler de sağlıklarından doktorlar kadar sorumlu olmalıdır ve doktorları ile el ele iş birliğinde sağlıklarında yön vermelidirler.
3) Dengeli, bilinçli ve sağlıklı beslenmek, kilo kontrolü.
4) Hareketli yaşam ve düzenli egzersiz yapılması.
5) Pozitif yaşam ve stres yönetimi.
Bunların hepsi sağlığımıza eşit değerde katkı yapmaktadır. Bir tanesinin eksikliği diğerlerinin yararını çok azaltmaktadır. Bu nedenle hepsinin birlikte uygulanması bize sağlıklı ve uzun yılların kapısını açmaktadır.
Sevdiklerine Değer Verenlerin Sitesi

SohbetMy.CoM dan Hoşgeldiniz. Bu portalda astroloji, hikaye, haber, siyaset, sohbet, fıkralar, film izle,Bu portalda astroloji, hikaye, haber, siyaset, sohbet, fıkralar, film izle, sağlık, biyografi, chat, magazin, msn, mankenler, islam, borsa, spor, eğitim, sinema ve daha birçok konuyu bulabilirsiniz..








